Embed

kaplumbağa terbiyecisi

Kaplumbağa Terbiyecisi Tablosu

Bir Ünyelinin Evinden Çıkmıştı

Ünlü ressam Osman Hamdi Efendi'nin yine ünlü tablosu "Kaplumbağa terbiyecisi dedeleri Ünyeli bir kaptan olan ve acıklı hayat hikayesi ile elli yıllarda tüm Türkiye'nin gündemini teşkil eden Süleyman Saim Birkök'ün evinden çıkmıştı.

Dedeleri 1800 lü yılların ortalarında Ünye'den İstanbul'a gelerek burada bir tersane kuran "Kaptanlar" lakaplı Ünyeli bir kaptanın çocuğu olan Süleyman Sami Birkök, resme meraklı iyi bir resim toplayıcı idi.

Resmi yapan Osman Hamdi Bey Paris'te hukuk tahsil etmiş, Türkiye'de 1883 yılında Sanyi-i Nefise Mektebi'ni (Güzel sanatlar Akademisi) ve İstanbul Arkeoloji Müzesini kurmuştu.

1960'ların başında,  Profesör olan Mustafa Cezar, bir araştırma sırasında, Şişli'de mühürlenmiş bir evde beş Osman Hamdi tablosu olduğunu öğrenir. Tabloların fotoğrafını çekmek için mahkemeye başvurur.. Hakim ona önce köşkün ve tabloların sahibinden izin alması gerektiğini söyler.

Köşkün sahibi Süleyman Saim Birkök, sanatsever bir tersane sahibidir,  hapistedir ve ağır kanser hastasıdır. Evlenmediği için çocuğu yoktur.  Askerlik arkadaşının kendi adını verdiği oğlunu evlat edinir, onu yetiştirmeye çalışır..  Okuması için İsviçre'ye gönderir, bütün servetini ve sahibi olduğu tersaneyi ileride ona bırakmayı düşünmektedir. Ancak  evlatlığı Saim, vefalı bir evlat olmaz. Ve ne yazık ki 1959 yılında, Balat'taki tersanede çıkan bir tartışma sırasında, Birkök manevi oğlunu tek kurşunla öldürür. O günlerde yaşı seksen olan Saim Birkök ağır kanser hastasıdır. Prof. Mustafa Cezar onu Sultanahmet Cezaevi'nde ziyaret ettiğinde, kanserle boğuşmaktadır, profesörün istediği izni verir.

Prof. Cezar, mahkeme hakimi, zabıt katibi, avukat ve köşkün bekçisiyle birlikte, balmumu mühürü sökerek içeri girer. Kapı aralanıp ışıklar yanınca, toz toprak arasında inanılmaz bir hazine çıkar ortaya: Biri Kaplumbağa Terbiyecisi olmak üzere beşi Osman Hamdi'ye ait, 200'den fazla Türk resmi vardır içeride. Fotoğraflar çekilir, zabıtlar tutulur, kapı tekrar mühürlenir.

Mustafa Cezar'ın basılan kitabını götürmesi, cezaevindeki Saim Birkök'ü çok memnun eder. Ancak çok hastadır, bu ağır durumda hapishanede kalmasının mümkün olmadığı gerekçesi ile geçici olarak tedavi olması için tahliye edilir, fakat bir daha geri dönemez kısa bir süre sonra,  1961'de ölür. Kaplumbağa Terbiyecisi'nin elden ele geçmekle geçecek uzun serüveni de böylece başlar.

Birkök, daha önce yazdığı bir vasiyette mal varlığını kurulacak vakfa bırakır. Ancak ölümünden sonra yaklaşık 40-50 varisi ortaya vasiyetin iptali için açılan davalar uzadıkça uzar. Vakıf, ancak 20 yıl sonra kurulabilir. Bu arada tablolar yeddi emin sayılan Resim Heykel Müzesi'ne teslim edilir. Bilirkişi heyeti köşkteki tabloların envanterini çıkardığında, sadece 38 tablo vardır, kalan 200 küsur tablonun nereye gittiği bugüne kadar bulunamaz.

Tabloyu sonunda İnan Kıraç satın alır. Şu an da İstanbul Tepebaşındaki Pera müzesinde sergilenmektedir.

Saim Birkök'ün vefatından sonra kırka yakın mirasçısı ortaya çıkar. Mirasını bırakacak hiç kimsesi olmayan Birkök'ün ortaya çıkan mirasçıları da belge gösteremeyince bütün serveti Birkökler Vakfına kalır.

Oysa o günlerde Ünye'de yaşayan çok yakın akrabası olan, bir rivayete göre dedelerinin amca çocukları olduğu söylenilen üç bayan vardır ve o günlerde henüz hayattadırlar. Bunlardan biri rahmetli Ferit Ürer ve Kadir Ürer kardeşlerin annesi Saniye Hanım, diğeri Aptullah Tonyalı'nın annesi Fethiye Hanım, öbürü ise Yılmaz Ergün ve Ali Ergün'ün annesi Arziye Hanımdır. O günlerde bütün uğraşmalarına rağmen onlar da akraba olduklarını belgeleyemezler ve böylece dava sona erer. İki kuşak önce kaptan olan dedelerinin Ünye'den İstanbul'a gelen ailenin soyu Saim Birkök'ün ölümü ile son bulur ve kimse mirastan pay alamaz.

Saim Birkök'ün akrabası olan Arziye hanımın oğlu Ali Ergün, bir gün bu konunun bahsi geçtiği bir toplantıda yakınlarına " Ben çocukluğumda annemle İstanbul'a Birkök'lere giderdik, büyük bir bahçe içinde havuzlu bir konak ta yaşarlardı köşkün içinde büyük bir kütüphanesi ve  çok saıyda tablo vardı" diye olaydan bahsetmiştir. Ali Ergün'ün çocukken geldiği o konak,içinde resimlerin bulunduğu konaktır, bugün Kurtuluş semtinde bakımsız halde restore edilmeyi beklemektedir.

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!