9/6/2009 • Kategori: Tarih
II. Abdülhamit, 93 harbi sonrası elden çıkan Makedonya ve Bulgaristan’ı geri alma, Ruslara olan savaş tazminatını sildirme karşılığında Kıbrıs’ı İngiltere’ye kiraladı... Şimdi ise AB hiçbir bedel ödemeye bile gerek duymadan her fırsatta Kıbrıs için bastırıyor... Çünkü karşısında gırtlağına kadar borca batmış bir devlet ve devletin laik yapısıyla kavgalı olduğu için AB’ye sığınan bir iktidar var.
Daha şimdiden Güney Kıbrıs ve Yunanistan, AB müzakerelerinde 5 konunun görüşmelerini askıya aldırdı. AB, limanların Rumlara açılması için, Türkiye’ye adeta bir ültimatom vererek süre tanıdığını açıkladı. AB, her fırsatta tüm ikiyüzlülüğü ile Kıbrıs için bastırıyor.
Kıbrıs gider mi gitmez mi bilemiyorum. Çünkü gırtlağına kadar borca batmış, AB ile ilişkileri ortaklık görüşmesinden ziyade taviz verme haline getirmiş devletime inanın pek güvenemiyorum.
Geçenlerde, Hüseyin Perviz Pur’un yazdığı ve Otopsi yayınevi tarafından yayınlanan Türkiye’nin Borç Prangası kitabını okuyordum. II. Abdülhamit’in Kıbrıs’ı İngilizlere nasıl verdiğini gayet net anlatıyordu. Tam zamanıdır deyip biraz iktisat tarihimizi de hatırlayıp Kıbrıs’ı nasıl verdiğimizi anımsamakta fayda var.
Balkanlardaki bağımsızlık istekleriyle çıkan ayaklanmalar, II. Abdülhamit tarafından çok kanlı bir kanlı bir şekilde bastırılınca, Rusya ve İngiltere, Osmanlılara karşı ittifak yaptı. Esasında, 1876-77 Rus Harbi (93 Harbi de deniyor) Rusya’nın balkanlardaki Ortodoks etnik gruplar üzerindeki haklarını pekiştirmek, onları egemenliğine almak, Rusya’nın bölgedeki varlığının kuvvetlendirmek amacıyla çıkartıldı.
Rusya İngiltere’den Kırım Savaşı’nda olduğu gibi, Osmanlıların yanında olmayacaklarının garantisini alarak, 1877 ilkbaharında iki koldan karadan saldırdı. Rus ordusu doğuda Kars, Ardahan ve Erzurum’a, batıdaki ordu da Prut nehrini geçerek Osmanlı topraklarına girmişti. Romanya bu kargaşadan yararlanarak bağımsızlığını ilan etti ve Rusların yanında yer aldı.
Batıda Prut ordusunun karşısında Kırım Savaşının kahramanı Gazi Osman Paşa vardı. Rus ordusunun başında ise genç Çar Alexander bulunuyordu. Bulgaristan’a ordusunun önünde girerek, Slavlara kurtuldunuz müjdesini vermişti.
Osmanlı ordusu Tuna nehrini geçerek Plevne kasabasında savunma mevzilerine yerleşti. Gazi Osman Paşa kısa sürede burada güçlü bir savunma kalesi inşa etti. Rus ordusunu durdurdu. Tüm saldırıları başarısız olunca, Ruslar geri çekilip Plevne kalesini kuşattılar ve ikmal yollarını kestiler. Osman Paşa, aylarca dayanan ordusunun erzakı bitince, kaleden çıkarak Ruslara saldırdı, kuşatmayı yardı, ancak bu kuşatma esnasında Osman Paşa ağır yaralandı, aç ve susuz ordusu dağıldı. Bulgarlar Türk askerlerini katletti.
Rus orduları Edirne’ye girdi. Abdülhamit, İngiltere’den barışa yardım etmelerini istedi. Rus Ordusu Ayestefanos’a (Yeşilköye’e) kadar girdi. İstanbul’un Rusların eline geçmesini istemeyen İngiltere Kraliçesi, Victoria, Osmanlı’nın barış isteğini Çar’a iletti. Rus ordusu, 10 ay devamlı savaşmaktan ve kış mevsiminin ağır koşullarından yorgundu. Mart 1878’de Ayestefonas (Yeşilköy) anlaşması yapıldı.
Bu anlaşmayla, Karadağ, Sırbıstan ve Romanya’nın bağımsızlıkları tanındı. Bulgaristan özerk bir idare oldu. Doğu’da ise Kars, Ardahan ve Batum Ruslara bırakıldı. Ayrıca, Ruslara 245 milyon altın savaş tazminatı ödenecekti.
Abdülhamit, bu ağır şartları kabul etmekle, İstanbul’u, İmparatorluğu belki kurtarmıştı ama, Rumeli gibi verimli topraklarını, doğunun ipek yolunun önemli şehri Kars’ı kaybetmişti. Özellikle Rumeli toprakları, insan ve tarım açısından ve de vergi bakımından Osmanlının yaşam kaynağı idi. Dış borçların ödemelerinde Rumeli gelirleri etkin rol oynuyordu.
Ruslara doğunun ticaret yolları kaptırılmıştı. Rusya’nın bu kadar güçlenmesi, İngiltere’yi de rahatsız ediyordu. İngiltere, Girit adasını Yunanlılara bırakmaya söz vermişti. Gözlerini Kıbrıs’a diktiler. Doğu Akdeniz’i kontrolde tutacak en uygun yer Kıbrıs adası idi.
II. Abdülhamit’ten Kıbrıs adasını, kira bedeli ile kullanımı istediler. Buna karşılık, kira bedelinin yanısıra, Rus harbinin ağır koşullarının yeniden masaya yatırılmasına yardımcı olacaklar, Kıbrıs adasının askeri açıdan korumasını yapacaklardı.
Paraya ihtiyacı olan II. Abdülhamit, bu koşulları kabul etti. Altı Avrupa devleti, Bismark’ın başkanlığında, yeni kurulan Alman İmparatorluğunun başkenti Berlin’de toplanarak 13 Temmuz 1878’de anlaşma imzaladı.
Anlaşma koşullarına göre, Bulgaristan, yeniden Osmanlılara verildi. Ancak bir prenslik halinde, politik bağımsızlık hakkı tanındı. En verimli topraklara sahip Makedonya yeniden Osmanlılara bırakıldı. Bosna Hersek Avusturya’ya verildi.
Sırbıstan, Karadağ ve Romanya’nın bağımsızlığı devam edecekti. Doğu’da Kars, Ardahan, Batum Ruslar’da kalacak, ödenecek harp tazminatı, 245 milyon altından 60 milyona indirilecekti. İngiltere, Kıbrıs adası kullanımı karşılığında Osmanlı’nın 93 Rus Harbinin ağır koşullarını hafifletmişti.
Kısacası, o tarihte Kıbrıs, Makedonya ve Bulgaristan tekrar Osmanlılara verilerek, üstüne de 185 milyon altınlık borç silinerek İngilizlere bir bedel alınarak kiralanmıştı.
Bu anlaşma sonrasında II. Abdülhamit borçları biraz hafiletmiş olsa bile bunlar hiçbir işe yaramadı. Bu anlaşmadan üç yıl sonra, iktisat tarihçileri tarafından Osmanlı’nın esas batışı olarak gösterilen Duyun u Umumiye 1881’de ilan edildi. Borçların ödenmesi için devlet gelirlerinin bir bölümünün yönetimi, vergi toplama hakkı Duyun u Umumiye İdaresi’ne bırakıldı...
Peki ya şimdi?... Kıbrıs’taki Türklerin egemenlik haklarından neyin karşılığında vazgeçmemiz isteniyor? Tam üyelik mi? Unutun gitsin... Borç silmek mi? Bir milletin egemenliğini para karşılığı satmak kadar onursuzluk olamaz...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
8/6/2009 • Kategori: Tarih
Mayın temizleme bahanesi ile toprak kiralama işine gelince tarihle ilgilenen bir çok kişi biliyordur ki, biz Türkler istemeden de olsa girmiş olduğumuz savaşları cephede kazanıp, masada kaybeden bir milletiz, bunun tek sorumlusu da basiretsiz siyasetçilerimizdir...
Örneğin;Trablusgarb(Libya) Savaşında, ki bu Osmanlı'nın Kuzey Afrikada elinde kalan son toprak parçasıydı ve biz bu toprakları bir İtalyan işgali karşısında yetersiz savunma sonucunda aldığımız mağlubiyet üzerine Uşi(Ouchy) Anlaşması ile İtalya'ya bırakmak zorunda kalmıştık......Ege'deki 12 ada da, Yunanistan'ın işgalini önlemek açısından geçici olarak İtalyanlara bırakılmıştı, ama İtalya bu adaları bir daha geri vermedi...
Ya Kıbrıs'ın elimizden çıkış şekline, ve zaten bizim olan bu adayı yeniden kazanabilmek için verdiğimiz o mücadele esnasında kendi gemimizi batırmaya varacak kadar çelişkilerle dolu eylemlere ne demeli????...Bu yıllara gömülmüş sır dolu tarihimizin tozunu hangi tarihsever alacak acaba???????
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
5/6/2009 • Kategori: Tarih
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
5/5/2009 • Kategori: Tarih

BU UNUTULUR MU ? (Ama malesef unuttuk...)
Birinci Dünya Savaşı'nda Ingilizlere, 150 bin askerimiz esir düştü. Bu askerlerden bir kismi da Mısır'ın Iskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı'na hapsedildi.
Kampın tam adı, 'Seydibesir Kuveysna Osmanli Useray-i Harbiye Kampı' idi. Bu kampta, 1918'de Filistin cephesinde esir düşen 16. Tumen'in 48. Alayı'na baglı Osmanlı askerleri tutuluyordu.
12Haziran 1920'ye kadar iki yıl boyunca her türlü işkence, eziyet, agır hakaret ve aşagılamaya maruz kaldılar.
Bu insanlık dışı muamelenin nedeni ise Ermeniler idi...
Kamptaki, Türkçe bilen Ermeni tercümanların yalan, yanlış çevirileri ve kışkırtmaları nedeniyle, kamplarin Ingiliz komutanları, azılı Türk düşmanı kesilmişlerdi. Savas bitmişti. Ancak, kamptaki ağır koşullar nedeniyle ölenler dışındaki askerleri teslim etmek, Ingilizler'in işine gelmiyordu. Cünkü, olasi yeni bir savasta, bu askerlerin yeniden karşılarına cıkabilecekleri, Ermeniler tarafından, Ingilizlerin beyinlerine işlenmişti.
Çözüm toplu katliamdı... Askerlerimiz, mikrop kırma bahanesiyle, süngü zoruyla dezenfekte havuzlarına sokuldu. Ancak suya normalin cok uzerinde krizol maddesi katılmıştı. Mehmetçik, daha ayağını soktuğunda, aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyorlardı. Ancak Ingiliz askerleri dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarina izin vermiyorlardi. Mehmetçikler, bele kadar gelen suya başlarını sokmak istemedi. Ancak bu kez Ingilizler havaya ateş etmeye başladı. Askerlerimiz, ölmemek için çömelerek başlarını suya soktular. Ancak başını sudan kaldıran artık göremiyordu. Cünkü gözler yanmıştı...
Dışarı çıkanların halini gören sıradaki askerlerimizin direnişleri de fayda etmedi ve 15 bin askerimiz kör oldu. Bu vahset, 25 Mayis 1921 tarihinde TBMM'de görüşüldü. Milletvekilleri Faik ve Şeref beyler bir önerge vererek, Mısır'da esirlerin krizol banyosuna sokularak 15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini, bunun faili olan Ingiliz tabip, garnizon komutanı ve askerlerinin cezalandırılması icin TBMM'nin teşebbüse geçmesini istediler.
Tabiiki yeni kurulan devletin bin türlü sorunu vardı. Bu hesap sorma işide unutuldu gitti.
Ama onlar unutmuyorlar...
Kendi ihanetlerini bile soykırım ambalajına sarıp, dünya kamuoyuna sunuyorlar. En üzücü olanı da malum birilerinin, bu karalama kampanyalarına çanak tutması...
ERMENİLER SOYKIRIM YAPILDI DIYE DÜNYAYI AYAĞA KALDIRIYOR BİZİM TARİHİMİZDEN HABERİMİZ YOK. Bu nasıl bir vahşet..15.000 askerimizi kör ettiler..Yazıklar olsun yapana yazıklar olsun bu olayın peşine düşmeyenlere…O gün haklarını aramadınız peki şimdi size engel olan kim..?ŞEHİTLERİMİZE SAYGINIZ VARSA 3 dakikanızı almaz bu yazıyı arkadaşlarınıza göndermek…
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::