4/3/2008 • Kategori: Felsefe

 

 

 

Pencereyi siz açarsanız temiz hava gelir başkası açarsa cereyan olur.(Lucill de chazal )

 

 

Bana göre bu, son derece bilinçli söylenmiş, derin anlamlar ifade eden bir söz. Bir çoğumuz,yaşadığımız sürece tabiatı gereği hatalar yaparız, bu hatalar bazen, bir kereye mahsustur, bazense süreklidir,adeta bizimle bir bütün halini almıştır. Artık o hata, bizim elimiz, ayağımız, kaşımız, gözümüz velhasıl bir uzvumuz olmuştur. Anlayacağınız o da vücut azalarımız gibi gittiğimiz her yere bizimle birlikte gelir.

 

Toplum olarak hepimiz, birbirimizi eleştiririz, ama kendini eleştirmeyi başaranların sayısı ise o kadar az ki, hepimiz ne hikmetse hatalarımızı çok seviyoruz, onlardan ayrılmayı göze alamıyoruz,diyorum ya onlar artık bizlerin birer uzvu olmuş, insan hiç kolundan ya da her hangi bir uzvundan ayrılabilir mi ki, bizler hatalarımızdan ayrılalım.!......

 

Oysa bu ne kadar yanlış bir düşünce, vücut azalarımız bizlere hayatımızı ikame ettirebilmemiz için gerekiyor, bu yüzden insanlar organlarıyla birlikte doğarlar, ama yüce yaradan bizleri dünya’ ya günahsız, hatasız gönderir, çünkü burada bunlara ihtiyaç yoktur .Nasıl, bu dünyada ihtiyacımız için gerekli olan, mobilya,giyim ,sağlık vs. hizmetlerimizin bedeli para ile satın alınıyorsa, ahiret’teki yaşam kalitemizi de dünyadaki hal ve hareketlerimizle satın alırız. Bu yüzden hayat bize, ahiret yurdunda oturmak istediğimiz mekâna uygun gerekli alışverişleri yapmamız için yanımıza boş bir heybe şeklinde  verilir ….

 

Bundan dolayıdır ki, insanlar hem kendilerinin, hem de çevrelerindekinin hayat şartlarını olumsuz yönde etkileyecek, yanlış hal ve hareketlerden kaçınmalılar.Sorun hata yapmak da değil, hatada ısrar etmektedir. Hatasız insan mümkün değildir,ama hatadan dönmek mümkündür.Her fırsatta kendimize bir özeleştiri yaparak, olumsuz davranışlarımızı tespit etmeli, ve önce kendi iyiliğimiz için bunlardan küçük bir operasyonla kurtulmalıyız.

 

 Bazen, havalandırılmamış bir odada uzun süre kalan insanlar nasıl ki, o, oda’nın havasının ağırlaştığını kendileri hissedemezken, dışarıdan gelen durumu içeri girer girmez fark edebiliyorsa, sürekli hatalarıyla yaşamaya alışmış bir insan da bu hataların kendisine ve etrafına verdiği, olumsuz elektriği fark etmekte zorlanır. Durumu dışarıdan gözlemleyen birileri ise bu hataların etkilerini daha iyi görüp, duruma müdahale etmek isteyebilir ve bu durum bizleri üzebilir.

 

 Bu yüzden sağlıklı bir yaşam  için, yaşadığımız mekânı her fırsatta havalandırma gereği duyan bizler de kendimize açacağımız Özeleştiri Pencereleriyle, iç dünyamızı havalandırmayı ihmal etmemeliyiz. Eğer bizler, özeleştiri pencerelerini açmamakta direnirsek, bu ağır havaya tahammül edemeyen birileri gelip eleştiri oklarıyla sizin pencerelerinizi açar ve başkalarının açtığı pencere eleştirilere tahammül edemeyen bizlerde Ceyran etkisi yapabilir.

 

 

                                                           Sahra Gül,

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

4/3/2008 • Kategori: Felsefe

Gözyaşları Çiçek Açar; Tebessümler Ağlar…


Bazen, uyuşuk uyuşuk esen bir rüzgar gibidir düşünceler… Rahatsız etmeden içimizde dolaşır, dolaşır… sakince…
Bazen de hırçın fırtınalar yanında hiç kalır, en kuytu köşene gizlenirsin! İçindeki, dokunduğunu hırpalayan uğultuları, endişeyle izlersin!.. Kaçma imkanın da yoktur… Fırtına senin, sana ait; nereye gitsen peşinden eser gelir… Emanet bırakamazsın kimseye… koyamazsın kenara bir yere…
Bazen çok latiftir her şey, yumuşaktır alabildiğine… Gözlerini açtığında, gün sakin; içine çektiğinde, hava yumuşaktır… Gözleri ışıldayan bir çocuğun elleri de yumuşaktır… tutulduğunda dilek gibi gelecek vaat eder…
Bazen zaman da uysaldır; okuduğun kitap da akıcıdır… Çiçek koparırsın, kokusu içini yumuşatır… Rengi, karanlıklarına latif bir ışıktır…
Bazen insanın sakinliği hırçındır… Çığlıkları duyulmaz, gözlere hitap eder batmadan… Kimi zaman oturur yerine terslikler, zıtlıklar… Bazen de sivri kalır anlamlı bulunan değerler…
İçini görsen, dışının tam zıddı güzeller vardır… Dışından bakınca önemsenilmeyen, fakat içinde nur hazineleri saklayan insanlar da vardır, nadir de olsalar…
Yaşam içerisinde, zıtlıklar bazen karşı karşıya oturur, bazen yan yana… Bakma öyle kavgalı gibi durduklarına; tam aksine! Aslında el ele hüzünlerle huzurlar… Aynı anda hem güler hem ağlar insanlar!.. Gözyaşları çiçek açar, tebessümler ağlar… En canlı renkler bile hüzünleri imzalar kimi zaman!..
Acıların da kendine has bir tadı var… Gönlümü yaksa da, acıları seviyorum!.. Hüzünlerin güzelliği yağmur kadar berrak, yağmur kadar sakin; yüreğimi ıslatan bu güzelliği seviyorum!.. Yaşam, zıtlıkların birbirini tamamladığı bir tablo! İyi ve hoş olan şeylerin kıymetini anlamayı bize armağan eden, kötü olan her şeye teşekkürü bir borç biliyorum!.. Geceyi yaratan ve bize güneşi özlettiren, dertlerle bize sabrı öğreten ve sonra da ruhumuza billur billur huzuru akıtan Allah’a hamdolsun…

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

27/2/2008 • Kategori: Felsefe

 

 

Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan?

 

Kendimi bildim bileli  bu soru herkes tarafından sorulur. Hâlâ bir cevap bulunamadığına göre insanların ya düşünmeye vakitleri yok,can sıkıntısından geyik olsun diye soruyorlar, ya da düşünce sistemleri mantıktan çok uzak. Yoksa cevabı bulundu da millet ağız alışkanlığından, maksat muhabbet olsun diye mi soruyor hâlâ?.Aksi taktirde, cevabı son derece basit olan bu soru bir deyim gibi nesilden nesile miras kalmazdı. Bilim düyasında geniş çaplı bir araştırma yapılsa bu soru gündeme atıldığından beri kimbilir  kaç bilinmeyen denklemin çözüldüğü, kaç yeni icat yapıldığı,ortaya çıkacaktır. Şu kullandığımız bilgisayarlar, internet ortamı bile varmıydı acaba?.....

 

       Bir kere bu soru sadece tavuklar için değil, bütün yumurtlama yoluyla üreyen hayvanlar için sorulmalıdır, dünyada yumurtlama yöntemiyle üreyen tek hayvan tavuk değil ki, hemen ardından canlıların sadece tek hücreden oluşmadığı erkek ve dişi olarak yaratıldığı ve neslin bu yöntemle devam ettiği akıldan çıkarılmamalıdır.

 

       Eğer “Tavuk yumurtadan çıkmıştır “ mantığını kabul edeceksek o zaman evren yaratıldığında, daha önceden bir laboratuar ortamı gibi bir yerde döllenmiş yumurtaların sağa sola terk edilmiş bir şekilde bulunmuş olması gerekmez miydi?.Hem öyle bile olsa bu işi birinin yapması gerekmez miydi?. Dünyada bilim adamı diye geçinen bir çok kişi bir yaratıcının varlığını kabul etmediğine göre, bu iş doğa da tesadüfen mi oluşuyor?. İyi tesadüfler sonucu zaman zaman yumurta hücreleri karışıp, ortaya yarı tavuk, yarı kaplumbağa gibi türler ortaya çıkmıyor. O zaman, bu canlılarda erkek grubu teşkil eden horoz, vs.gibi yaratıkların üremede hiçbir faktörü yok mantığı ortaya çıkar, bu durumda bunlar,sadece bir görüntü çeşidi yani, konu mankeni olarak mı yaratıldılar?.Aslında Allah buna da kadirdir. Ama yüce rabbimiz bütün güzellikleri sunduğu bizlere bunların tadını daha iyi çıkarabilmemiz için böyle bir düzen kurmuş. Dünyada yaratılmış bütün canlıların, görüntünün haricinde, bir yaratılış sebebi vardır.

        Bu vesileyle,asırlardır bunun gibi daha nice konularda insan aklının meşgul edildiği ortaya çıkmış oluyor.  Sığ bir tartışma konusu olan bu gibi konuların cevabı için senelerce, filozof ve bilim adamı konumundaki insanların gereksiz yere insanların akıllarını karıştırdıkları dikkate değer bir durum. Ama yine de soru sormak güzeldir,dünya ülkelerindeki bilim adamlarının,bilimsel alanda katettikleri ilerlemeler önce soru sormak, daha sonra da buna bir cevap aramakla sağlanmıştır. Maalesef bizim ülkemizde eğitim birimlerindeki öğrencilerimizin %90’ı kendilerine sunulanı,hiç sorgulamadan tabiri caizse “inek gibi, ezberleyerek sınıf geçme ve bir an evvel iş hayatına atılabilme “mantığıyla aldıkları için bilim dünyasına Türk insanının katkısı çok az oluyor, bizim ülkemizde sorgulanan tek şey maalesef Allah’ın ayetleri aslında amaç, sonuca gitmek olsa ben buna da razıyım, ama maksat bağcıyı dövmek olduğu için, bu tartışmalardan çok rahatsız oluyorum.

                                                 

                                            Sahra Gül,

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

17/2/2008 • Kategori: Felsefe

 

 

Genc kadın tatilinin tadını deniz kenarında güneşlenerek cıkarmaya calışıyordu..Birden bir sesle irkildi.Yanı basında kara kuru kötü giyimli bir kadın durmuş yalvarıyordu..

-Allah rızası için bir yardım..bir kucuk cocugum var cok hasta ameliyat olmassa ölecek..

Kadın bu sözlerden etkilenmişti..yanındaki butun parasını cıkarttı verdi..o uzaklastıktan sonra yanına baska bir kadın yaklastı ve gidenin onu kandırdıgını söyledi..

-O hep burada kendini acındırarak gelen turistlerden para toplar..ne durumu okadar acıklıdır nede hasta bir cocugu vardır..

Kadın bu duydukalrına fena halde öfkelenir..kandırılmak zoruna gitmiştir.

Ertesi gun kaldıgı otelin balkonundan sahili seyrederken sahilde genc bir adamın kostugunu görür ve onu izlemeye koyulur..bir de bakarki dun onu kandıran kadın simdi genc adama yaklasmaktadır..Genc adamın da kendisi gibi aldanıp ona para verdiğini görur ve hem kızar hemde kendisinden baska da saf insanlar oldugu iicin hafiften sevinir..

Hemen sahile iner genc adamın yanına yaklasır

-Afedersiniz..az önceki kadın size fakir oldugunu söyledi ve yardım istedi deği mi?

-evet der genc adam

-Hasta ve ölmek üzere olan bir çocuğu oldugunuda söyledi..

-Evet der yine genc adam..

-Üzgünüm ama kandırıldınız diye güler kadın..o ne fakirdir nede ölmek üzere bir cocugu vardır..herkese öyle diyerek duygu sömürüsü yapar

-ne yani  fakir değilmi o?

-hayır

-ölmek üzere bir çocuğu oldugu yalanmıydı?

-evet

Kadın ona kandırılmıs oldugunu bildirmenin verdigi sinsi bir zafer mutlulugunu hisseder icinde ve adamın simdi gösterecegi öfkenin hiç bir işaretini kacırmamak için gözlerini genc adamın yüzüne dikmiş verecegi tepkiyi beklemektedir..

-Ohh!cok sükür Allahım cok şükürr..demek ölmek üzere bir çocuk oldugu yalandı..öyle bir çocuk yok..

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::

Fare İmleçleri ve link efekt kodları